Önce bölüm, sonra fakülte… En sonunda tüm üniversite!

Pinky and The Brain

Resim: James Cole

Herhangi bir üniversiteden bir bölümü seçin.  Çok yüksek olasılıkla, aşağıdaki görüntülerden en az biriyle karşılaşacaksınız:

  • Bölümün ayaklı tarihi bir hoca. Her dönem yılmadan aynı dersleri vermiş. Virgülüne 15 yıl önce dokunduğu notlarını kullanmaya devam ediyor. Bilmem kaçıncı baskısı çıkan kitabın hâlâ ikinci baskısından ders anlatıyor – ki ilk baskı İskenderiye Kütüphanesi’nde yanmış. Ödev soruları da tabii o kitaptan. Cevapları da yolun karşısındaki fotokopiciden.
  • Görüntü dedim ama bu aslen serap. Var ile yok arasında bir hoca. Kendisinin bölüme teşrif etmemelerini bir kenara bıraktım; zatıalileri derslere de girmiyor. Girmeye niyetlense bile en az yarım saat gecikiyor. Öğrencileri, yani hâlâ ümidi olanları, sınıf kapısında ağaç ediyor. Zaten çok zaman asistanını kendi yerine derse sokuyor. Sorarsanız; “Ders ücretini asistana veriyorum ya!”. Oldu.
  • En akla ziyan görüntü. Derebeylik. İkinci Egolar Savaşı‘ndan sonra bölümdeki herkes saf tutmuş. Toplantılar bir sonraki çalkantıya kadar askıya alınmış. İşler ağır aksak yürüyor ama her grup en önemli dersleri kendilerinin verdiğine, en parlak araştırmayı kendi gruplarının yaptığına yüzde yüz emin. Şeytan kulağına kurşun, bölüme yeni biri alınacak olsa tüm dengeler değişecek diye kimse yanaşmıyor. İnce dengelerin ahmaklığı.
  • Bir önceki görüntünün daha karanlığı. Doğrudan Bizans. Bölümdeki herkesin gizli bir ajandası var. Entrika desen gırla. Şeffalık rafa kalkalı çok olduğu için kimse diğerlerinin çalıştığına, iş yaptığına, hatta nefes aldığına inanmıyor. Hep başkasının başarısı, başkasının öğrencisi, başkasının çalışması… Paranoya diz boyu.

Listeyi daha uzatmak mümkün. Ama burada keseyim. Yoksa hepimize fenalık gelecek.

Ne yapmalı?

Örgütlenmeli. Kısa ve öz. Özellikle yeni hocaların, öğrencileri de yanlarına katarak, karar süreçlerine katılmaları harika bir başlangıç.

Öğrencileri yan değil asal öğe olarak gördüğümü üzerine basa basa yazmalıyım. Pek çok okulda öğrencilere edilgen bir rol biçiliyor. Evet, ders değerlendirmelerini dolduruyorlar belki. Fakat bu yorumlardan istifade edenler hali hazırda zaten dersini daha iyi yapmaya çalışan hocalar. Diğerleri hâlâ tın tın. Onlara neredeyse hiçbir yaptırım yok. Oysa sopayla, kuralla değil; öğrencileri katarak ve atmosfer ile elde edilecek bir yaptırım pekâlâ mümkün.

Bölüme yeni katılan arkadaşların açacakları ufku da atlamayalım. Sadece güncel çalışma alanlarından bahsetmiyorum. Örneğin dünyada artık yeni ders verme biçemleri konuşuluyor. Video dersler, tersyüz edilmiş sınıflar ve daha neler neler. Her bölüm eskidikçe, ister istemez bu tür yeniliklere karşı bir direnç geliştiriyor. Her yenilik iyidir demiyorum ancak adam akıllı tartışılmaları için bir engel olmamalı. İşte yeni arkadaşlar ve öğrenciler sayesinde bu konular gündeme gelebilir.

Diyelim yeni teknoloji konusu iddialı oldu. Peki, yıllardır verilen temel dersleri ne yapmalı? O derslerin de belirli aralıklarla hocalar arasında değiştirilmesi şart. Bu sayede verilen derslerin içerikleri doğal bir kontrolden geçmiş olur. Ayrıca hocalar bölüm öğrencilerinin aldıkları eğitim ile ilgili genel bir fikir edinirler.

İdari görev mi? Meh.

Demeyin öyle. Pek çoğunuzun üniversitedeki idari işleri angarya olarak gördüğünüzü biliyorum. Ancak yönetim dendiğinde bir kişi anlaşılmasın artık; herkese ihtiyaç var. En azından şeffaf bir idare konusunda ısrarcı olabiliriz. Örnek mi istiyorsunuz? Mesela, öğrencilerin ders değerlendirmeleri herkesin erişimine açık olmalı. Kim ne kadar ders veriyor ya da hoca başına düşen öğrenci sayıları açıklanmalı. Öyle kaos falan olmaz. Tam aksine dedikodunun, iftiranın, yalan yanlış bilginin önüne geçilmiş olur.

Tabii bir de öğrencileri karar süreçlerine katmalı. Hah, günah çıkarmamın tam sırası. Geçen yıl bölüm başkanıydım*. Lisans ve yüksek lisans yapan arkadaşlardan birer temsilcinin toplantılara katılmalarını önerdim. Herkes tereddütsüz kabul etti. Gel gör ki harala gürele içinde uygulamaya geçiremedim. Bu temsilcilerin toplantılara katacakları o kadar çok şey var ki. Öncelikle arkadaşlarının meramlarını dile getirebilirler. Eminim hocaların şikayet ettikleri ile öğrencilerin dert yandıkları arasındaki benzerlik bizi şaşırtacaktır. Basit bir problemi konuşup kolayca çözebilecekken, kangren olana kadar ertelediğimize eminim.

Yıllar içinde bir şey öğrendim:  Şeffaflık ve demokrasiyi biz getiremezsek bölümlerimize, kimsenin getireceği yok. Hele YÖK garabetini hesaba katarsak aynı tas aynı hamam devam eder. Biz de avucumuzu yalarız.

occupyuniversite


*Bizim üniversitede bölümler yok. Onun yerine programlar var. Daha anlaşılır olacağını düşünerek bu şekilde yazdım.

Önce bölüm, sonra fakülte… En sonunda tüm üniversite!” üzerine 3 yorum

  1. Geri bildirim: Bol Bilim bir yaşında | BOL BİLİM

  2. Geri bildirim: Üniversite? Akademisyen? | BOL BİLİM

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s