Ne! Çocuk mu?

Akademisyenliğe beline kadar batmış herkesin bildiği gibi akademisyenlerin hayatı oldukça düzensiz. Bazen oturur saatlerce çalışırsın, yaptığın iş hiçbir yere varmaz. Bazen en olmadık yerde aklına bir şey gelir, unutmamak için ne yapacağını bilemez, apar topar bir kağıt kalem bulup not alırsın. Bazen bir makaleyi göndermenin son gününden önce insanlıktan çıkar gece gündüz çalışır, başka bir gün yayar, yayar bir türlü başlayamazsın. Bütün bu düzensizliğin içinde, birçok akademisyen -kurumları yapsın yapmasın- yayın yapma baskısını hisseder. Hele bazı alanlarda (mesela bilgisayar bilimleri) bu iş bir yarışmaya dönmüş durumda. “Bu konferansa kaç tane gönderdin, kaçı kabul edildi, peki reddedilenleri hemen toparlayıp nereye göndereceksin?” Bütün bu karmaşık hayatın içinde insanın en son isteyeceği şey, düzensizliği katlayacak ya da yarışta hız kesecek başka şeyler. Mesela çocuklar!

Birçok akademisyen hakikaten çocuk yapmayı bu şekilde görüyor. Ve korkuyor. “Ya çocuk yaparsam ve bir daha toparlanıp, yarışa dönemezsem?”

ya da

“Daha geç çocuk yaparsam acaba en azından yarışta bir yere geldiğimi kendime ve dünyaya göstermiş olabilirim; acaba ertelesem mi?” Hatta şöyle diyenleri bile gördüm: “Benim bebeğim akademi” — ne demekse?

Önce şunu söyleyeyim. Çocuk yapmak istemeyen herkese son derece saygım var. Ben de hayatımın hiçbir döneminde çocuklara meraklı birisi olmadım. Yolda, çocuk çevirip, yanaklarını sıkmışlığım yok. Çocuk yapma meselesi son derece imagekişiye özel bir seçim. Ama aslında çocuk yapmayı isteyip, sırf kariyeri etkilenecek diye yapmayan birçok kadın var. Bu yazıyı onlara yazıyorum.

Yalnız değilsiniz

Toplum nedense, çocukla ilgili her işi annenin yapmasını uygun buluyor! İlk çocuğum doğduğu zaman, bana en sık sorulan soru “Kocan yardım ediyor mu?” olmuştu. Sanki, çocuğu ben kendi kendime doğurdum, büyütmek benim görevim, iyi bir kocam varsa olabilecek en iyi şey, onun bana bu görevde ‘yardım’ etmesi. Halbuki, çocuk ikimizin çocuğu. Birinin diğerine yardımı diye bir şeyden bahsedilemez. Siz emziriyorsanız, o altını değiştirecek. Siz oynuyorsanız, o yedirecek. Aklın yolu bir. Bu çocuk büyütme işinin hiçbir kısmı kuantum fiziği değil. Siz yapabiliyorsanız, baba da yapabilir. Ama izin verin yapsın. Kendi garip yöntemiyle uyutsun, acaip yüz ifadeleriyle çocuğu güldürsün, yemeği yedirene kadar maymun olsun. Ama o yapsın.

Korkuttukları kadar zor değil

Yahu, siz doktora hocanızı idare etmiş, yıllarca bu doktora bitecek mi bitmeyecek mi diye bunalımlara girmiş, her seferinde yıkılmadan devam etmiş insanlarsınız. Kaç kere bir makaleyi baştan yazmış, kaç sunum için sabahlamışsınız. Tabir-i caizse, vız gelir, tırıs gider. (Ama baştan söyleyeyim, yarışabilir.)

Etrafta sürekli şişirilen bir anne kavramı var. Anneler kutsaldır, annelerin hakkı ödenmez, anneler fedakardır. İnsan bunları dışardan duyunca, acaba ben yapabilecek miyim, zaman ayırabilecek miyim, her istediğinde çocuğumun yanında olabilecek miyim diyor. Bunu da baştan söyleyeyim; olamıyorsunuz. Çocuğunuz ateşli olduğu bir gün derse girmeniz gerekebiliyor ya da arkaşının o çok önemli doğum günü partisine yetişemediğiniz oluyor. Çok sık değil, ama oluyor. Ama düşününce hayat da zaten böyle bir şey değil mi? Bir insanın her istediğinin olduğu bir dünya var mı? Hem çocuklar bu şekilde, karşısındakinin de bir hayatı ve yapmak istediği şeyler olduğunu öğrenmiş oluyor.

Zamanınızı iyi yönetin

İlk çocuğum doğduktan sonra ilk farkettiğim şu olmuştu: “Benim eskiden ne kadar çok vaktim varmış.” Sürekli bir zaman hesabı yapıyordum. Çocuk olmadan önce, günde belki 12 saat ‘çalışarak’ geçiriyordum. Çocuğun ilk zamanlarını atlattıktan sonra bile günüm birden yedi saate düştü. Fakat, inanılmaz efektif çalışmaya başladım. Eskiden oturup, bütün akşam sınav hazırlarken, birden “benim bu iş için iki saatim var” deyip, oturup bitiriyordum. Ya da, olur olmaz herşeye “ben yaparım” derken, yapacaklar listeme ve takvimime bakıp, bu iş benim için önemli mi, ne kadar zaman gerektirecek, hangi gün o kadar boş vaktim var, gibi soruları cevaplayıp öyle karar vermeye başladım. Bunu öğrenmek bana sonrasında da çok yardımcı oldu.

Haklarınızı bilin

Türkiye’de doğum izni 16 hafta. Bu Amerika’ya göre çok iyi. 8 haftası doğumdan önce, 8 haftası doğumdan sonra kullanılacak şekilde önerilmiş ama kadın isterse doğum öncesinden 5 haftayı doğum sonrasına transfer edebiliyor. Yani, doğum öncesi 3 haftaya kadar çalışılabiliyor. Ben iki doğumda da böyle yaptım. Zaten sağlığım da, keyfim de yerindeydi. Bebek 1 yaşına gelene kadar, günde 1,5 saat süt izni var. Bu annenin istediği saatte kullanılabiliyor. İsterseniz, bu 1,5 saatlik süt izinlerini haftalık birleştirip, tüm bir gün çalışmayabilirsiniz. 16 hafta dolduktan sonra, 1 yıla kadar ücretsiz izin alma hakkınız var. İşte emzirmek veya süt pompalamak için bir yer talep edebilirsiniz. Ben ofisimde tek başıma olduğum için ofisimde yaptım.

Gereksiz duyarlılık yapmayın

Bizim iki çocuğumuz da Boğaziçi’nin yuvasına gittiler. Yuvadan almak için, haftada bir gün bölüm toplantısından 15-20 dakika erken çıkmam gerekiyordu. Belki bir yıl boyunca bu bana dert oldu. Sanki herkesten az iş yapıyorum, ya da çocuğum olduğu için normalde almayacağım bir indirim alıyorum gibi hissediyordum. Sonra farkettim ki, bu tamamen benim kafamda yarattığım bir şey. Hiç kimse öyle düşünmüyor ve dahası herhangi bir kişinin böyle bir angajmanı olsa, ben de seve seve gitmelerini isterdim. Sonuçta, küçük çocuklu dönem, birçok kişinin yaşadığı bir şey. Bir özre gerek yok.

Durumu normalleştirin

Kendi yayınlarıma baktığım zaman, akademisyen hayatımda iki yıl makale çıkartmadığımı farkettim. Bu iki yıl, tabii ki çocuklar doğduktan sonraki yıllar. Çocuğun doğduğu yıl, daha önceden yayınlarınızı gönderdiyseniz idare edebiliyorsunuz ama sonraki yıl benim için imkansız oldu. Özellikle yayınsız geçen ilk sene panik oldum. O meşhur evham, yoksa bir daha basamayacak mıyım? Herhalde, onun paniğiyle çabuk toparladım. Daha uzun da sürebilirdi. Bunun normal olduğunu kabul etmek lazım. Hiç bilmediğiniz bir alanda, zor bir projeye giriyorsunuz. Tabii ki normal işleriniz etkilenecek.

Bu aşamada, hemen bir konferansa gitmeyi öneriyorum. Hem, bir yılın sonunda bebekten ayrılmak için, hem de akademik olarak heyecanlanmak için birebir. Gidin ve akademik olarak kim olduğunuzu bir hatırlayın. Büyük ihtimalle, o aşamaya kadar kocanız bir kere de olsa evden ayrı bir gece geçirmiştir. Siz de aynısını yapın. Hem kendiniz için, hem de kocanızın çocuk bakma güvenini yerine getirmek için. İnanın devam eden yıllarda, o güven sayesinde çok iş yapabileceksiniz.

Çocuklardan böyle sizi yiyip bitiren canavarlarmış gibi bahsettim ama bir çok zaman da çok eğlenceli keratalar.

Ne! Çocuk mu?” üzerine bir yorum

  1. Geri bildirim: Bol Bilim bir yaşında | BOL BİLİM

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s