Eyvah! Yazamıyorum!

Son günlerdeki akademik hayatımı bu iki kelimeden daha iyi tasvir etmeme imkan yok. Bilgisayarın başına geçiyorum. Hatta geçmeyi bırakın, önünde saatlerce oturuyorum fakat tek kelime yazamıyorum. Elde yenmedik tırnak, ofiste boşaltılmamış dolap kalmadı. Ama olmuyor işte. Yazmam gereken şeyler belli. En kolayı, editörlük yaptığım bir özel dergi sürümü için giriş. En fazla 1500 kelimelik bir yazı. Taş çatlasa üç sayfa. Özel derginin konusu belli; dergide yayınlanacak makaleler seçilmiş. Tek yapmak gereken, önce konuyu sonra makaleleri biraz anlatıp, iyi okumalar demek. Ama olmuyor işte. Kelimeler nedense gelmiyor. Bazen bu durum insanın ne yazacağını bilmediğinde başına gelir. Emin olun ona fitim. En azından bir bahane var; daha üzerinde düşünmeliyim filan diyebilir insan. Bu durumda üzerinde düşüncek bir şey de yok. Bazen de insanın o kadar işi vardır ki, diğer işlerle uğraşmaktan yeterli zaman ayıramaz yazmaya. Ona iki kere fitim. Durum o da değil. Benimkisi, bildiğiniz yazar tıkanıklığı (writer’s block)! Yazar tıkanıklığı genelde, yaratıcı yazarlıkla ilgili bilinen bir durum. Çok ünlü bir yazar, meşhur eserini yayınladıktan sonra iki yıl yeni bir kitap yazamıyor mesela.

Güzel de bu durum neden bana da oluyor?

Açıkçası bilmiyorum. Etrafımda yana yakıla durumu anlattığım tüm akademisyen arkadaşlarım, zaman zaman kendilerine de olduğunu söylediler. Ve “kafan çok dolu ondandır” dediler. Gerçekten öyle. Kişisel hayat, aile, arkadaş çevresi, üniversite, ülke… Ben de birçoğunuz gibi, sabah kalktığımda hangi cephede savaşacağımı bilemez oluyorum. Bazen bilgisayar başına oturabildiğime göre, o kadar da katostrofik bir durum yok diye düşünsem de, aslında kafamın içinde birçok şey sürekli dönüp duruyor. Belki kilitlenmemin temel sebebi bu: Kafayı yazıya verememek.

18lsj29b45x9xpng

 

Geçen hafta, hemen hemen beş tam gün, aynı giriş yazısını yazamadıktan ve eş-editörüme iki kere özür emaili attıktan sonra, yazı yaz(ama)ma işine ara vermeye karar verdim. Bilgisayarımı hafta sonu açmadım. Yazamadığım konusunu düşünmedim. Onun yerine başka şeyler yazmaya karar verdim (bakınız bu yazı). En iyisi o kafayı boşaltmak. Artık siz nasıl kafa boşaltırsanız… Ben kendimi arkadaş ve aile sohbetlerine, yürümeye ve çok güzel bir kitap okumaya verdim. İnsan kendini ne kadar yazmaktan uzaklaştırırsa, kafası ne kadar başka hayatlara odaklanırsa, tekrar başlamaya o kadar hazır hissediyor.

Ama yazamamanın bence başka bir sebebi daha var. O da antremansızlık. Dertlerimin baki olduğu kış döneminde, hemen hemen her gün bir şey yazıp çizer haldeyken, şimdi iki kelime yazamıyorum. Bu yazı yazma işi, gerçekten yaptıkça kolaylaşan bir iş. Murakami’nin, meşhur “What I Talk About, When I Talk About Running” kitabında uzun uzun anlattığı gibi insan düzenli yazdıkça, daha çok yazabiliyor aslında. (Spor yapanlar koşmayla ilgili de dersler çıkarmışlardır herhalde :-)) Diyeceğim yaz gelince, insana bir rehavet çöküyor; çaptan düşüyor. Mümkünse, arayı hiç açmadan, her gün ya da her hafta biraz yaza yaza, kıştan yaza geçiş yapmak daha iyi.

Yazmayı sık sık yapmanın ötesinde, yazma adabı da önemli. Nasıl çocukların yatmadan önce rutinleri varsa, yazmanın da kişiye özel bir rutini olmalı. Nasıl o rutinler çocuklara “artık uyumak zorundayım” mesajı veriyorsa, yazma rutini de “artık yazmak zorundayım” mesajı vermeli. Bu sabah korka korka tekrar aynı giriş yazısının başına oturduğumda, benim normalde yazı yazarken disipline sokan yazma rutinini günlerdir doğru düzgün yapmadığımı farkettim. Yazma müziği yok, yazı küçük yapılabilir kısımlara ayrılmamış, yer doldursun diye metnin içine birşeyler atılmamış, vs. Rutini yapınca, en azından yazıya başlayabilir hale geldim.

Bazen de insan iyi olamayacak endişesiyle yazamıyor. Aklına kelimeler geliyor belki ama böyle mi söylesem, yoksa şöyle mi diye takılıp kalıyor. Daha çok mükemmeliyetçi kişiler bu girdaba düşüyorlar. Ben öyle olmadığım için benim tıkanıklığımın sebebi genelde bu olmuyor; fakat korkudan yazamayanlar için en sevdiğim öğüt şu: “Write with wine, edit with coffee.” İnsanın kendisini germesinin bir anlamı yok. Kelimeler nasıl geliyorsa, o kadar yazmak da yeterli. Nasılsa birşeyler yazdıktan sonra yazının başına oturup, onu salim kafayla düzeltmek çok daha kolay.

Yarın en azından 500 kelime yazabilmek ümidiyle…

replication

Eyvah! Yazamıyorum!” üzerine 4 yorum

  1. 1500 kelimelik metnin giriş ve sonuç kısmını hatırlayarak yazıya başlayın; bir ilâ iki saatte yazınızı bitireceğinize inanıyorum. (“Yazarın aklı, kaleminin ucundaymış.”)

  2. Pınar Hoca’nın anlattıklarına paralel şekilde: en rahat, kesintisiz yazabildiğim zamanlar spor çıkışları. Fiziksel yorgunlukla konsantrasyon ya da kafanın boşalmış olmasının tam olarak nasıl bir ilgisi var bilemiyorum ama bende bu taktik güzel çalışıyor:)

  3. Serotonin eksikliği de aynı şekilde yazamamaya neden olabiliyor. Serotonin seviyesi yani mutlu hissetip hissetmemeniz, ilham gelmesi, beyinde istenen cümlelerin hızlıca oluşturulması, lazım olan kelimelerin çabucak bulunabilmesi, düşünceden düşünceye atlayabilmek ve aralarında bağlantı kurabilmekle yakından ilgili. Adeta bir motor için yağ neyse beyin içinde serotonin o.

  4. “İyi olamayacak endişesi” bende olmuyor deseniz de insan her daim bir önceki yazısının üstüne birazcık daha kalite eklemek istediği içinde sıkıntı çekiyor. @laf sözlük’ün belirttiği mutluluk ve sizin belirttiğiniz rahatlık ana unsurlar galiba.
    Bu arada yazıdaki boş makalelerin esprisini anlamadım 😦

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s