Boynuzlar ve kulaklar

Bol Bilim’de birkaç kez yazıldı. Akademide olmanın en güzel yanlarından biri öğrencilerle birlikte çalışmak. İyi ama gökten inmiyor ya bu öğrenciler? İnsan tek başına yola çıkıyor ve zaman içinde grubunu kuruyor. Sonra da -tıpkı bana şimdi olduğu gibi- bu zevkli süreci unutuyor.

Dur bakalım hatırlayabilecek miyim?

Çekirge ve sensei

Herkes gibi ben de ufak bir grup ile başlamıştım. Hepi topu birkaç yüksek lisans öğrencisi. Şimdi dönüp baktığımda, bir araştırma grubu denemezdi kurduğumuza. Malum yüksek lisans genelde kısa sürede tamamlanıyor. İki yıl içinde giden bu arkadaşlar ile süreklilik çok güç oluyordu.

Sonra gruba doktora öğrencileri katıldı ve işin rengi değişmeye başladı. Bir kere bu arkadaşlar daha uzun süre kalıyorlardı. Laboratuvarın demirbaşları. Ayrıca birbirimizi çok daha iyi tanıyorduk. Ortak bir hafıza yakalamaya başlamıştık. Grup büyüyordu.

Çekirgeler ve sensei düşlerim gerçek oluyordu. Kimono almalıydım…

Dahası da vardı: Grup büyüdükçe laboratuvarda usta-çırak ilişkisi kurulmaya başlamıştı. Yeni gelenler, eskilerin tedrisatından geçiyorlardı. Bunu iyi biliyordum. Çünkü ben de hocalarımdan öğrendiğimden fazlasını ofis arkadaşlarımdan öğrenmiştim (ki ben aklı başında bir doktora öğrencisinin alacağından daha çok sayıda ders aldım). Doktora yaptığım dönemde benimle aynı seviyedeki insanlar ile tahta başına geçip kafa patlattığımızı çok iyi hatırlıyorum. Çok öğretici bir dönemdi benim için.

Evet, akademik gelişimde laboratuvar ortamının katkısı büyük. Ancak onun kadar, hatta belki daha da kritik olan nokta, moral destek ve dayanışma. Tezden, hocadan, hayattan serbestçe şikayet edebileceğiniz bir ortam. Neticede herkes aynı yolun yolcusu. Bağırın, çağırın, sövün; sizi anlıyorlar. Bir nevi grup terapisi. Önemli.

Bu zaman zarfında grubu toparlama konusunda ben de pek çok şey öğrendim. Anlatayım.

“Bugün tezin için ne yaptın?”

Sanırım işin sırrı, yönlendirirken bile fikirlerin onlardan geldiğini, işleri onların tamamladıklarını öğrencilere hissetirmek. İlk başlarda “Şunu yapalım; şunu bitirelim” diye işleri arka arkaya diziyordum. Sindirmeye vakitleri olmuyor, listelerin altında eziliyorlardı. Bunun kimseye bir faydası olmadığını öğrendim.

Bir başka hatamı daha yazayım. Zaman geliyor öğrencileri yavaş buluyor, yapılacaklara ben atlıyordum. Doğru, iki günde yapılacak bir işi onlar belki bir haftada yapıyorlar. Varsın olsun. Düzenli ilerleme olduğu müddetçe bu da bir öğrenme süreci. Kaldı ki ilk başta bir hafta süre harcayan arkadaş, kısa sürede hızlanıyor; fark kapanıyor.

Her hafta grup toplantıları yapıyorum. Bu sayede herkes birbirinin işinden haberdar oluyor. Bu toplantılara gelmeden önce her öğrencimden haftalık rapor yazmasını istiyorum. Raporlarında kısaca o hafta neler yaptıklarını yazıyorlar. Bu sayede haftada bir saat bile olsa tezlerini düşünmüş oluyorlar. Aslına bakarsanız her hafta alınan bu notlar üst üste konulunca yazmaya başlamak da çok kolaylaşıyor. Elbette, bazı haftalar rapor yazacak kadar tezlerinde ilerlememiş oluyorlar. Önemli değil. En baştan kendilerine de söylüyorum. Hiçbir şey yapmasalar bile gidişatı kayda geçirmek, zaman içinde neler düşündüğünü hatırlamak için iyi oluyor. Onun için “Bu hafta hiç canım çalışmak istemedi; boyuna yattım” gibi bir rapor dahi kabulüm.

Grup içindeki birlikteliği artırmanın birkaç yolu var. Akademik olanlar kolayca akla gelen şeyler: sunumlar, okuma grupları, konferanslara katılım. Ancak bunlardan daha etkili olanı ise eğlenmek! Sıcak kanlı, duygusal insanlarız. Çalışmaya yaklaşımımız her zaman pragmatik değil. Aksine bayağı romantik. İyi ki de öyle. Gezmek, dolaşmak, akşam birlikte dışarı çıkmak (belki biraz dağıtmak) bizleri motive ediyor. Kesin bilgi.

Ya şimdi?.. Şimdi boynuz kulağı çoktan geçti. Bir kere çekirge oldum. Mezun olan öğrencilerimin başlattığı işlerin ucundan tutmaya gayret ediyorum. Aynı zamanda dede oldum. Öğrencilerimin öğrencileri ile aynı masada çalışıyorum. Kısacası, keyfime diyecek yok!


Bu yazının fikrini bize Ezgi Karaca verdi. Ezgi, iki senedir EMBL Heidelberg‘de doktora üstü çalışma yapıyor.

Boynuzlar ve kulaklar” üzerine bir yorum

  1. Geri bildirim: Bol Bilim bir yaşında | BOL BİLİM

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s