1,5 x hızda dersler

Dersleri çok uzatıyoruz. Yani, bir dönem boyunca bir derse gereğinden fazla zaman veriyoruz. İşte hesap ortada: Bir dersi kabaca 13-14 hafta işliyoruz. Ortalama bir dersin de haftada üç saat olduğunu düşünürseniz, aşağı yukarı 40 saati tek bir derse ayırıyoruz. 40 saat! Biraz da bu nedenle, hoca ayrı, öğrenciler ayrı dersten sıkılıyorlar. Dönemin sonlarına doğru konsantrasyon azalıyor. Dersin ilk kısımları ile sonu arasındaki ilişki gevşiyor. Dört başı mamur giden bir derste bile herkesin -hoca da dahil- kafasında boşluklar oluşuyor. Herkese “Tam olarak mevzu neydi?” şaşkınlığı yerleşiyor. Hele derinliği de olmayan, hocanın sündüre sündüre anlattığı dersler tam bir cehennem azabına dönüşüyor…

Ben artık kısa dersten tarafım. Uzatmadan 15-20 saatte bir dersi toplamalı. Yok eğer yetişmeyecekse, konu iki derste anlatılmalı; ama birbirinden tamamen ayrılmış iki derste. Bu arada kısa dersten yana tarafımı öyle şıp diye seçmedim. Doktora ve sonrasında Amerika’da, hocalık yaparken de Türkiye’de uzun işlenen dersleri gördüm. Son bir yıldır da Hollanda’da yedi haftalık dersler veriyorum. Elbette, her iki sistemin de artıları-eksileri var. Ancak, açık ara olmasa da, benim için derslerin kısa olması daha önde gidiyor.

maxresdefault

Bizim üniversitede bir blok yedi hafta sürüyor. Hemen ardından da bir haftalık sınav süresi var. Bir blokta iki ya da üç ders alınıyor. Bu şekildeki beş blok ile sene tamamlanıyor. Az daha unutuyordum. Emeklilerden oluşan bir ekip, sınav gözetmenliği yapıyor.  Bir yandan gelir elde ediyorlar, bir yandan sosyalleşiyorlar. En sevdiğim uygulamalardan biri de bu sanırım.

Neyse, asıl konuya geri döneyim. Geçtiğimiz dört ay içinde biri yüksek lisans olmak üzere iki ders verdim. Şunun da altını çizmeliyim: Sınıflarımın mevcudu 100-150 kişi arasında seyretti. Yani, az öğrenciyle yapılan butik derslerden bahsetmiyorum.

Yüksek lisans dersim haftada iki saatti (45 dakika ders, 15 dakika ara; blok ders yok). Toplam 14 saatte dersimi anlattım. Bu iki saatin dışında, haftada iki saat de uygulama ve tartışma dersi vardı. Erasmus Üniversitesi, uygulama derslerinde yeni bir konuya geçilmesini istemiyor. Ben de öyle yaptım. O derslerde, sadece evde yapmaları için verdiğim ek okumaları ve ödevlerin çözümlerini konuştuk. Elbette bu yapıda işlenen bir derste, öğrencilere çok iş düşüyor. Açıkçası kendi başına dersle boğuşan ve terleyen arkadaşların daha iyi öğrendiklerini gördüm. Uygulama derslerinde, zorlu soruları ile beni sıkıştırdılar. İyi de oldu.

İkinci dersimde de yine konuyu haftada iki saatte anlatmam gerekti. Fakat yüksek lisans dersine göre daha düzenli olarak, her hafta mutlaka iki saat uygulama dersi yaptık. Kalabalık bir sınıfta tüm soruları hakkıyla cevaplayabilmek için öğrencilerden sorularını tartışma panolarında yazmalarını istedim. Bu sayede takıldıkları yerleri görebildim. Uygulama dersinde de çözümlerin yanı sıra, sık yapılan yanlışları ve zorlandıkları kısımları konuştuk. Bazı soruların tartışma panolarında cevaplanmasını beklemiştim. Fakat bu tür etkileşim pek  fazla gerçekleşmedi. Eksiği, gediği oldu mutlaka. Ancak yine de Türkiye’deki derslere göre daha verimli dersler olduğunu söylemeliyim.

Kısa dersleri sadece övmem doğru olmaz. Bir kere, yoğun temposu yüzünden dersi boş bırakmanın affı yok. Örneğin, hastalık ya da ailevi sebeplerle sadece bir dersi kaçıran bir arkadaşın tekrar toplaması oldukça güç oluyor. Maratondan ziyade, kısa mesafe yarışı gibi diyebilirim. Düşen yetişemiyor. Bir diğer nokta da, öğrencilerden ödev ve okumalara karşı belirli bir disiplin beklenmesi. Böyle yazınca da bir garip oluyor. Neticede öğrencilerden sorumluluk almalarını beklemekten daha doğal ne olabilir diye düşünüyor insan. Öte yandan da kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Türkiye’de en başarılı öğrencilerde bile “Dersi, derste dinlemem yetiyor,” havası oluyor. Ki çoğu zaman yetiyor da. Evdeki ek çalışmaların ehemmiyetini bilmeyen ya da dikkate almayan bu tavrı kırmak güç. Ama olmayacak şey de değil.

Bugün bana bir müfredatı istediğin gibi tasarla deseler, dersleri yedi-sekiz haftada toplayacak şekilde konu anlatımını kısa tutarım. Onun yerine uygulama, tartışma, eksikleri tamamlama derslerini artırırım. Bazı dersleri kaçıranlar içinse ofis saatlerini yaygınlaştırıp, öğrenci çalışma gruplarını desteklerim. Hepsinden önemlisi, bir arkadaşın kendi başına çalışmasını cesaretlendirmek için ne gerekliyse yapmaya gayret ederim. İnternetteki dersleri bile 1,5 hızla izleyen bir nesil için de en uygunu sanırım bu. Ne dersiniz?

Yılın son gününde yazı yazmak iyi geldi. Hepimize iyi seneler arkadaşlar!

1,5 x hızda dersler” üzerine 3 yorum

  1. Hocam takibinize yeni başladım. Başarılar dilerim.
    Gerek dikkat süresi gerek de verimlilik açısından ders saatiyle ilgili de görüşlerinizi merak ediyorum. Bir ders neden blok yapılır? İlk ve orta dereceli okullarda 40-45 dakikayı tamamen kullanmak mümkün değil. Derse girer girmez anlatmaya kalksan 20. dakikada kopmalar başlıyor. Bunun bir de öğleden sonrası var. Daha derse girer girmez tüm duyu organlarını kapatmış öğrenci topluluğu da olabiliyor yorgunluktan. Nacizane görüşüm ders saatleri öğrenci profiline göre esnek olmalı. Bardak doldu mu su almıyor aksine taşıyor bizde maalesef. İyi seneler mutlu yıllar efendim.

  2. LSE’de yaz okuluna gitmiştim Inter Macroecon ve Intro Microecon derslerini almaya, 12 chapterı toplam peş peşe gelen 15 günde anlattılar 50 kişilik sınıfa. Hergün 1 ders(3 saat) ve 1 recitation(1.30 saat) olmak üzere ve o 15 günün içerisinde final ve midterm dahildi. Ayrıca normal semester sınavına baktığımızda sorular çok farklı değildi ama notlandırma biraz daha “hafifmiş” ama gene o notu diğer eşleniği okullar kabul ediyordu çünkü geri kalan saatlerinde çalışıp çalışmadığına göre not veriyorlarmış ingilizler(doğru olabilir çünkü muhtemelen bütün kağıtlar aşağı yukarı olmuştu fakat daha çok çalışan daha güzel ifade etmiştir). Bende artık 1 koca yıl bir textbook’u biri bana anlatsın diye beklemekten vazgeçtim o tempoya alışınca baya iyi oluyor. Bence bu biri bana ders anlatsın metodu 21. yüzyılda anlamsız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s