Her şey detaylarda gizli…

İnsan bir araştırma yaparken, yaptığı işle ilgili birçok bilgiyi aklında tutuyor. Birisi sorsa, pat pat söyleyebilir halde: - Alfayı neden 0.2 almıştım? - Çokça sayı denemiştim; en iyisi buydu. - Peki beta neden 0.8? - Çünkü 1'e yakın olsun ama çok da yakın olmasın demiştim---aklıma ilk o gelmişti. - Benzetimleri kaç kere tekrarlamıştım? - Önce … Okumaya devam et Her şey detaylarda gizli…

İç ses, dış ses

Raporlar, hakemler ve cevaplar üçlemesinin son yazısı. İlk yazıda hakem raporu yazmaktan bahsetmiştim. İkinci yazıda Pınar, hakemlerden gelen raporları nasıl göğüslediğini anlatıyordu. Bu yazı ise, istenen düzeltmeleri yaptıktan sonra hakeme yazılacak cevap üzerine. Normal şartlarda bir cevap mektubu yazmak çok zor olmasa gerek. Fakat bu mektup biraz farklı; daha doğrusu çok kıvrımlı. Biraz hakeme hak verdiğiniz, az biraz dirsek … Okumaya devam et İç ses, dış ses

Ben makalelerin kabul edilebilme ihtimalini sevdim!

Bir makaleyi toplayıp, bir dergiye gönderdikten sonra, makalenin değerlendirme süreci başlıyor. Bu süreç dergisine ve alanına göre değişir ama genelde şu şekilde işliyor. - Makaleyi dergi tarafında, derginin editörü karşılıyor. Makaleyi bazen dikkatli okuyarak, bazen kabaca bakarak, makaleyle ilgili iki şeye karar veriyor. 1) Bu makale bu dergi için uygun mu? 2) Bu makale, bu … Okumaya devam et Ben makalelerin kabul edilebilme ihtimalini sevdim!

Durma, durdukça gündem seni yenecek

Yandaki haberi ve ardından olanları bazılarınız okumuştur. Ünlü sanatçı ülkeden ayrılmak istediğini açıklamış. Sanatçı kim bilemiyoruz çünkü haberi verenler resmi buzlamışlar. Klasik numara. Resmi görmek istersen tıklayacaksın, onlar da okunma sayılarını artıracaklar. Buraya kadarı alıştığımız şeyler. Yeni normalimiz. Bir de haberin altına yazılan yorumlar var: Kaba saba bir dille "yürü git" demeler, küçümsemeler, yakası açılmamış küfürler... Meğer gitmeyi planlayan sanatçı Gérard … Okumaya devam et Durma, durdukça gündem seni yenecek

Yüksek Lisans Öğrencisi Gözünden Kongre Macerası

Bu sefer BolBilim sayfasını, Konya'dan Fatma Akın'a bırakıyoruz. Geçen gün tam da ulusal bir kongrenin dönüşünde Pınar Hoca'nın ve öğrencilerinin organize ettiği  konferans hakkındaki yazıyı okududum. BolBilim'de bir de yüksek lisans öğrencisi gözünden ulusal bir kongre deneyimini paylaşmak istedim. Ben de yaşam bilimleri dünyasından akademinin içine girmeye çalışan bir yüksek lisans öğrencisiyim. Lisans eğitimimi Moleküler … Okumaya devam et Yüksek Lisans Öğrencisi Gözünden Kongre Macerası

Hocalar ve üniversite sınavı

Bir LYS dönemi daha geride kaldı. Bizim zamanımızda iki aşamalı sınava girer, ikinci sınava gitmeden tercih sıralaması yapardık. Sonra bir gün nereye girdiğimiz belli olur, hikaye de biterdi (ya da başlardı). Birçok kişi, lise iki hatta lise birden itibaren, fenci mi olsam sosyalci mi olsam diye düşünür, karar verdikten sonra puan türüne göre girebileceği meslekleri … Okumaya devam et Hocalar ve üniversite sınavı

İyi hakem, kötü hakem

İtiraf edeyim; ben bu hakemlik işine biraz mesafeliyim. Hayır, bilimsel bir çalışmanın sıkı bir değerlendirme sürecinden geçmesi gerektiğini biliyorum. Yine de onca zamanımı verdiğim makaleye hakemlerin insafsız eleştirileri gelince moralim bozuluyor. Oysa yıllar içinde envaiçeşit ret almış biri olarak bağışıklık kazandığımı sanıyordum. Heyhat! Her hakem de izansız değil tabii. Kötüsü varsa, çok çok iyisi de var.  Hatta öylesi var … Okumaya devam et İyi hakem, kötü hakem

Upuzun kısacık yaz

Yaz... Bir akademisyenin 60 hafta olarak hesapladığı zaman dilimi. Bir ton iş yaza bırakılmıştır. Makalelerin toplanması, yeni bir konu öğrenme, okunacak yüzlerce çalışma, ders notlarının gözden geçirilmesi. Kaba hesapla 75 haftalık iş. Bir de konferanslar var tabii. Her şey dahil inek tatili. Ben de bir konferanstan yeni döndüm. Üç yılda bir yapılan, çalıştığım alanın en önemli … Okumaya devam et Upuzun kısacık yaz

O fiş çekilecek…

Akademik hayatın çok sevdiğim taraflarından birisi çalışma zamanımı kendim kontrol edebilmem. Bazı günler, sabaha kadar bilgisayar başında kalır, bazı günler işe hiç gitmem. Bazen evden çalışırım, bazen kafeden. Hatta özellikle makale teslim tarihlerinden önce, ofis dışında, hoş bir yerde diğer yazarlarla buluşup çalışmak bir zevktir. Ama bazen de bu esneklikten dolayı, zamanı kontrol etmeyi bırakın, … Okumaya devam et O fiş çekilecek…

Sakin şampiyon

Yazının başlığını "Genç akademisyen arkadaşa tavsiyeler" yapsaydım ya. Klavyemi eşek arısı sokar. Hayatta yapmam. Şu bir tık daha iyi sanki: "Ben ettim, sen etme." Ya da doğrudan yaşımı ortaya koyan şöyle bir başlık: "Pinpon sadece bir spor değil." Neyse derdimi anladınız; bir üniversitede ilk kez öğretim üyesi olarak işe başlayanlardan bahsetmek istiyorum. Daha doğrusu hem benim, hem … Okumaya devam et Sakin şampiyon