Gör, duy, konuş

Cinsel taciz var.
Cinsel taciz gerçek.
Cinsel taciz yaygın.

Keşke daha çarpıcı yazabilsem.

“Kadınlar aynı alanda erkeklere göre kendilerini daha güvensiz hissediyorlar.”

Bu cümleyi okuduktan sonra “Eh herhalde yani,” diyerek gözlerinizi devirdiniz mi? Tekrar tekrar okuyun. Cümlenin korkunçluğu insanı yavaş yavaş sarıp boğuyor.

Konuşmuyoruz. Oysa çok konuşmamız gerek. Daha çok. En çok da üniversitede.

Kampüs bir mikro toplum. Öğrenciler, hocalar, asistanlar ve idari personel. Her gruptan insanın hayatları tek bir alanda kesişiyor. Bu dar alanda toplumsal cinsiyet, farklı cinsel yönelimler, tabular, çevre baskısı, cinsiyetçilik -ve maalesef şiddet- bir arada. Hele taraflar arasında güç farkı devreye girince işin rengi iyice değişiyor. Üniversitelerdeki hiyerarşik yapı da malum. Öğrenci-hoca, asistan-hoca ya da öğrenci-asistan ilişkilerini düşünün. Mikro toplum mu dedim? Laboratuvar demeliydim belki de…

Bizim üniversitenin, benim de üyesi olduğum, cinsel tacizi önleme komitesi var. Kısa bir süre önce Feride Yıldırım Güneri bize ders vermeye geldi. Kendisi psikolog ve aynı zamanda Mor Çatı gönüllülerinden biri.

O günkü dersten çok şey öğrendim. Notlar aldım. Kesmedi; komitenin bir diğer üyesi Ayşegül Altınay’ın yazdıklarını tırtıkladım. İşte o notların satır başları ve çarpıcı kısımlarıyla bu yazı çıktı. Cümleler benim, ama içeriğin hocası Feride Hanım.

Nedir?

Cinsel taciz genellikle diğer şiddetlerle birlikte geniş bir tablonun parçası. Yani o tabloda fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, sözel şiddet, hepsi var. Fiziksel tacizi ölçmesi bir nebze daha kolay. Darp izlerini görüyoruz; masalar devrilip bağırış çağırış olunca duyuyoruz. Ve maalesef bu ülkede dört kadından biri  fiziksel şiddete maruz kalıyor. Biliyoruz.

Öte yandan cinsel şiddet dışarıdan anlaşılması en en güç olanı. Pek çok durumda gizleniyor çünkü konuşması en zor olan şiddet biçimi. Anlatılanlarsa gerçeğin hafifletilmiş bir hikayesi oluyor çoğu zaman. Mağdurların önemli bir kısmı ya konuşmaya çekiniyor, ya da hatırlamak istemiyorlar. Hatta suçlu hissediyorlar. Tacizcilerin de en önemli silahlarından biri bu zaten; mağduru kirli hissettirmek ve utanç mekanizmasını çalıştırmak. Cinsel taciz vakalarında din, dil, ırk, ekonomik durum hiç farketmiyor. Hatta tacizciler sosyal statüye çok dikkat ediyorlar. Planlı ve bilinçli ilerliyorlar. Mağdurların güvenini kazanmaya çalışıyorlar.

Öncelikle şunu not edelim: Şiddet bir davranış biçimi değil; bir düşünce biçimi. Cinsel tacizde sadece fiziksel temas olacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Laf atma, kişisel sınırların ihlali, kıskançlık, aldatma, takip, denetleme, kontrol. Ya son yıllarda süratle artan dijital şiddete ne demeli? Tacizci için uygulaması en kolay şiddet. Mağduru görmüyor, duymuyor. Sadece bir bilgisayarın başına geçip klavyenin tuşlarına basıyor. Cinsiyetçi küfürler, özel mesajlar, intikam pornoları… En fenası da dijital şiddetten kendinizi korumanızın çok güç olması. Yazı orada mı, başka yerde mi? Fotoğraflar gerçekten silindi mi, yoksa bir bilgisayarda saklı mı? Hiç bir zaman tam emin değiliz.

“Dijital dünya takıntılarımızı değiştiriyor,” demiş Feride Hanım. Ben de defalarca altını çizmişim.

Kampüs

Kampüslerde taciz ise tahmin ettiğimizden daha fazla. Çoğu kayda bile geçmiyor. Unutmayın; mağdurlar hali hazırda tonla önyargının altında eziliyorlar. Örneğin flört, halen daha pek çok aile tarafından desteklenmiyor. Bu durum suçluluk duygusu ile birleşince maruz kalınan tacizin şiddeti artıyor. Yalnızlık katlanıyor. Ve tabii mağdurlar başlarına gelecekleri düşünerek endişeleniyorlar. Etrafım ne der?  Duyulur mu? Okulumu etkiler mi?

Onun için beyanı esas alarak konuşmak çok önemli. Öncelik mağdurun uğradığı şiddetin ivedilikle durdurulmasında. Kendisini bedenen ve ruhen güvende hissetmeli. Yalnız olmadığını, konuşulanların mutlaka gizli kalacağına ve yargılanmayacağına inanmalı.

Tüm bunların garanti edileceği komisyonlar, komiteler kurmak hepimizin sorumluluğu. Bazı üniversitelerin hali hazırda cinsel tacizi önleme komiteleri var. Onların yönergelerini inceleyebilirsiniz. Bu konuyu benden daha iyi bilenler Ankara Üniversitesi’ni özellike söylediler. Boğaziçi Üniversitesi komisyon kurmanın bir adım ötesine geçmiş. Tam zamanlı bir çalışanları var.

Varsa bir komite üniversitenizde ne ala. Girin bu komitelerde görev alın. Görün,duyun, konuşun. Unutmayın; sizin duruşunuz sadece çevrenize değil, en çok da mağdurlara cesaret verecektir. Üstelik sadece kampüstekilere değil, bütün ülkedekilere.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s