Adım adım lisansüstü

Bol Bilim’de bir birikim oluşmaya başladı galiba. Baksanıza bir devam yazısına giriştim. Vay vay…

Pınar en son yazısında lisansüstü* yapmak için nedenleri sıralamıştı. Ben de ilk akla gelen soruları sorayım dedim: “İyi ama nasıl? Nerede? Kiminle? Ya sonrası?”

Hoca

Lisansüstü yapmaya karar veren pek çok insan önce üniversite seçmeye odaklanıyor. Ve üniversite ismine o kadar büyük bir paye biçiyorlar ki, isimden daha önemli noktaları atlıyorlar. Önerim her şeyden önce ilgilendiğiniz konuda, birlikte çalışacağınız bir hocanın peşine düşmek. Varsın üniversitenin öyle şaşalı bir ismi olmasın. İnanın iyi bir hoca ile çalışarak, çok daha fazla yol almanız mümkün. Evvela internete bakmalı. Bir hocanın yayınları, verdiği dersler, projeleri gibi bilgilerin çoğu orada var. Eğer yönettiği tezlere kolayca erişemezseniz, Türkiye’deki hocalar için Ulusal Tez Merkezi sayfasını inceleyebilirsiniz.

Kalaycı ve çırağı (2003) Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu

Kalaycı ve çırağı (2003)
Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu

Lisans öğrencisiyken hocayı sevmeseniz de verdiği dersi bir şekilde tamamlar, geçer gidersiniz. Şimdi durum farklı. Bir kere tez hocanızla yoğun biçimde çalışmanız gerekecek. Belki de araştırma yapmayı ilk kez ondan öğreneceksiniz. Artık uzmanlığa geçiyorsunuz; seçeceğiniz derslerden, okuyacağınız makalelere kadar pek çok konuda hocanız size yön gösterecek. Hal böyle olunca hocanın huyunu-suyunu bir nebze bilmek faydalı olabilir.  Mesela çok ünlü profesörlerle tez yazan ama hocalarını yılda sadece birkaç kez görebilen arkadaşlarım oldu. Yalnız kaldıkları için çok zorlandıklarını anlatırlardı. Önceden haberleri olsaydı, belki tercihleri daha farklı olurdu. Kim bilir?

Bir hoca hakkında fikir almak için mezun ettiği öğrencileriyle de konuşabilirsiniz. Bazen eski öğrencilere arkadaş çevresinden kolayca ulaşılabiliyor. Doğrudan kendilerine de yazılabilir tabii. Diğer bir seçenek ise internette hoca ile ilgili yorumları okumak. Bunlar bir nebze fikir verebilir. Öte yandan sağdan soldan öğrendiğiniz  her bilgi gerçeği yansıtmıyor olabilir. Bunu akılda tutmalı. O yüzden öğrendiklerinizi birkaç koldan kontrol etmekte ve tabii kendi süzgecinizden geçirmekte büyük yarar var.

Bunları yazınca yeni hoca olmuş arkadaşlara haksızlık ettim. Çünkü doktoraları daha taze olduğu için önemli bir kısmının yayın sayıları çok yüksek değil. Benzer sebeplerle, henüz yüksek lisans öğrencisi de mezun etmemiş durumdalar. Fakat yeni hocalarla çalışmanın da önemli avantajları var. En önemlisi güncel konularda çalışıyorlar. Yayın çıkarma konusunu ciddiye alıyorlar. Enerjileri yüksek. Bu arkadaşlar ile aynı masada çalışıp, zorlukları beraber göğüslemek pekâlâ mümkün. Öğretici, zorlayıcı ama çok üretken bir süreç olacağına eminim. Şayet üniversitede kalmayı düşünüyorsanız, ilerde sizi nelerin beklediğini ilk elden tecrübe etmeniz de cabası.

Üniversite

Üniversite isminin bir önemi yok diyecek değilim. Var tabii. Ancak yaptığınız yayınlar, katıldığınız projeler ve araştırma kültürünüz ile diğerlerinin önüne geçebilirsiniz. Maalesef tüm bu çalışmaların endüstride tam bir karşılığı henüz yok. Yani piyasada çalışmayı seçtiğinizde mezun olduğunuz üniversitenin ismi, kolayca bilimsel birikiminizin önüne geçebiliyor.

Akademisyen olmak istiyorsanız işe alım süreci bazı üniversitelerde piyasaya nazaran daha iyi. Daha doğrusu her geçen yıl iyileşiyor. Artık insanların yaptıkları çalışmalara öncelik veriliyor. Mezun olunan üniversite ismine kolayca kanılmıyor. Bu iyileşmenin bir sebebi sağduyuysa, diğer sebebi de sadece üniversite ismine bakılarak işe alınan arkadaşların zaman içinde kendilerinden bekleneni verememeleri. 

Bu iş bulma meselesini aradan çıkardığımız iyi oldu. Artık gönül rahatlığıyla üniversite isminin önemli olduğunu düşündüğüm konuya gelebilirim: bilimsel atmosfer. Öyle ya da böyle, köklü ve araştırma kapasitesi yüksek üniversitelerde soluduğunuz hava farklı oluyor. Mesela parlak bir üniversitede hemen hemen her gün dinlemek isteyeceğiniz bir seminer bulabilirsiniz. Konunun uzmanı insanlarla aynı ortamda bulunmak, onlara birebir soru sorabilmek ya da onların doğrularına öykünmek insanı çok geliştiriyor. Dikkat ederseniz alacağınız derslerden bahsetmiyorum. Eğer güçlü bir iradeniz varsa, internetteki dersleri takip ederek o farkı biraz kapatabilirsiniz. Kaldı ki dersler bazı ülkelerde mevzubahis bile değil. Örneğin İngiltere’de doktora yaparken ders alma şartı yok. Tezinizle boğuşurken ilgili gördüğünüz derslere katılabiliyorsunuz.

Üniversite konusu açılınca hemen “Yurt dışı mı, yurt içi mi?” diye sorulur. Ben öyle bir ayrım yapmıyorum. Burada yazdıklarımın da genel olduğunu düşündüğüm için o soruyu es geçtim. Fakat zamanında doktora özelinde bir kere yanıtlamıştım. Aynı yerde duruyorum.

Acele

Bir arkadaşım var. Akademisyen. Görseniz, zehir gibidir. Benden sadece birkaç ay büyük. Ben doktora yapmaya başladığımda o bitirmiş. Ben yüksek lisansta derslerle, tezle boğuşurken o doğruca doktoraya başlamış.

Her yıl arkadaşımı anımsatan birkaç öğrenci ile konuşuyorum. Hızlıca dereceleri atlamak, doktorayı kapmak ve akademisyen olmak istiyorlar. Sonra benimle konuşuyorlar ve sanırım bana sinir oluyorlar. “Aceleniz ne? Yüksek lisans yapıp biraz palazlanmak iyidir. Doktora kaçmıyor ya. Biraz sabır.” diyorum.

İnsana sabret denilmesi her zaman gıcıktır ama 19-25 yaş arasında işitmek süper gıcıktır. 

Müsaadenizle derdimi anlatayım. Bu akademi denen bela insanın peşini kolay bırakmıyor. Hiçbir şey, hiçbir zaman bitmiyor. Doktora en zorlu dönem falan denir ya. Hikâye! Asıl ondan sonra acı gerçek insanın yüzüne çarpıyor: Hep çalışacaksın; daha çok çalışacaksın. Çalı-şacak-sııın … çalı-şa-cak … sıın… (eko)

Onun için bir kez daha söylüyorum. Yüksek lisans yapın. Araştırmayı sindire sindire öğrenin. Ve makale yazmayı mümkün olduğunca erken kapmak için kendinizi zorlayın. Çünkü Türkiye’de yazı yazmayı bilmiyoruz. Hele söz konusu olan bilimsel ve yabancı dilde hazırlanacak bir yazı ise hepten çuvallıyoruz. Bir de pozitif açıdan bakın: Ya o yazdığınız makale basılırsa? İşte o zaman çalışmak istediğiniz hocayı ikna ederken, üniversite seçerken ya da işe girerken eliniz iyice güçlenir. Hiç fena bir başlangıç değil.

Benim zehir arkadaşa gelince… O da benimle  aynı fikirde. Hatta onun ağzından yazarsam: “Keşke o kadar acele etmeseydim. Makaleleri hazırlamak, derinleşmek için hiç zamanım olmadı.” Tecrübesine kulak vermeli.

Lisansüstünü ağır ağır yapmayı sorun etmeyin; yeter ki o yılları hakkını vererek, dolu dolu geçirin.


*: Alâkasız ama yine de yazmak istedim; “lisansüstü” kelimesi Türk Dil Kurumu sayfasında yok. Oysa YÖK, üniversiteler, vb. sayfalarda sürekli kullanılıyor. Garip.

Adım adım lisansüstü” üzerine 5 yorum

  1. Eline sağlık, çok iyi bir rehber. Doktoradan önce yüksek lisans yapma tavsiyene dair bir yorum ekleyeyim.

    Ben de lisansı aldıktan sonra aynı bölümde yüksek lisans yaptım. Bu bana yurtdışı başvuruları yapmak için zaman verdi. Ayrıca asistanlık yapmaya başladım, tanıdık bir ortamda eğitim tecrübesi kazandım (ve sigortam erken başladığı için emeklilik daha erken gelecek sanırım 🙂 ).

    Bu faydalara rağmen, YL yapmadan, yurtdışına doğrudan doktora için gitmenin daha iyi olacağını düşünüyorum. En önemli sebeplerden biri, yaş. Türkiye’de iyi okullara giden biri, gençliğinin iki üç yılını hazırlık sınıflarına kurban ediyor zaten. Bunun üzerine iki üç yıl da yüksek lisansı eklersen, ciddi bir zaman kaybı.

    Doktoraya başlarken biraz yaşlı olsak ne çıkar? Birincisi, moral bozucu. Ben doktoraya başlarken bazı yaşıtlarım doktorasını bitirmek üzereydi. Arkadaşların müdür olmuşken senin hâlâ “öğrenci” olman da cabası (yazmıştın galiba böyle birşey sen de). İkincisi, yerleşmeyi, kök salmayı, aile kurmayı engelleyen bir durum. Yarın ne yapacağın belli değilken ne ev alabilirsin, ne de çocuk yapabilirsin. Keyfine göre zevkli ev eşyası bile alamıyorsun, “nasılsa gidiciyim, niye para harcayayım” diye. (Zaten iki yakan biraraya zor geliyor.)

    Doktoraya YL’dan sonra başlamakla ilgili başka bir sıkıntım da, kendimce güzel bir çalışma yaparak edindiğim gazın, iki yıl daha doktora dersleri alma mecburiyeti yüzünden kaçması oldu. Ama Avrupa’da böyle bir sorun yok sanırım.

    Akademik yetenekleri daha da geliştirmek için önce YL tavsiye ediyorsun, ama bence hayatın iki yılını YL yerine postdoc yaparak geçirmek daha verimli olur. YL sırasında yayınlanabilecek çalışma yapma ihtimali yüksek değil zaten.

    Hayatta pek çok şeyi geç yapmış ve ceremesini çekmiş biri olarak tavsiyem: Gerekli aşamaları çabuk çabuk atlayın, rüştünüzü bir an önce ispat edin, önünüzdeki imkanlar artsın, sonra ne isterseniz yapın.

  2. İyi ki yazdın sağol Kaan.

    Yazdıklarına kısmen katılıyorum. Geç kalma hissini de tanıyorum: bir yerlere bir türlü yerleşememek, arkadaşlardan kalan koltuklar, ikinci el tabaklar… Postdoc yapma konusunda ise çok haklısın. Ayrı bir yazı konusu olur. Fakat postdoc yapmaya başladığında yazmayı, araştırmayı bilmek hâlâ önemli. Bir kere önde başlıyorsun. Hele sadece araştırma yapman bekleniyorsa, o zaman zarfında keseni bol bol makale ile doldurabiliyorsun. Ben öyle yaptım mesela.

    Yüksek lisans yapınca işi biraz kapmış oluyorsun. Ve öğrendikçe, yaptığın doktoranın kıymetini de daha çok veriyorsun. Şimdi bile “Keşke o dersi, hocayı daha iyi dinleseydim,” dediğim oluyor. Bu arada fazla ders almanın da faydası büyük. Sonra baştan oturup bir dersi takip etmek için insanın zamanı neredeyse hiç olmuyor. Öğrendiğin temelin üzerine koymak çok zorlaşıyor. Bu açıdan bakınca Avrupa’daki derssiz sistemi ben hiç beğenmiyorum.

  3. Çevremdeki doktora öğrencisi arkadaşlara zaman zaman mezuniyetlerini bekletmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü birçok doktora sonrası araştırma bursu, özellikle en prestijlileri, doktora tarihinden sonraki birkaç yıl için veriliyor. Ama başvurduğunuzda olumlu cevap almanız için de “iyi” (yani etki çarpanı yüksek) dergilerde en az bir-iki makale yayınlamış olmak gerekli. (Mesela benim doktora tezim henüz makale olarak yayınlanmadığından bu bana engel teşkil ediyor.) Dolayısıyla genç arkadaşlarıma tavsiyem, bir sonraki adımı atabilecek hale geldikten sonra bulunduğunuz aşamayı sonlandırmaları.

  4. Geri bildirim: Bol Bilim bir yaşında | BOL BİLİM

  5. Geri bildirim: #Lisansüstü öğrencisine nasihatler @BolBilim | bluesyemre

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s